İçeriğe geç

Karadağ’da ne zaman denize girilir ?

Kayseri’den Karadağ’a uzanan bir iç yolculuk

Bugün “Karadağ’da ne zaman denize girilir” konusunu daha yakından inceleyerek merak edilen detaylara değineceğiz.

Kayseri’nin sert rüzgârı yüzüme çarptığında hep aynı şeyi düşünürdüm: “Ben neden hâlâ denize gidemiyorum?” Çocukluğumdan beri içimde büyüyen o tuhaf deniz özlemi, sanki bozkırın ortasında sıkışmış bir su damlası gibi sürekli büyüyordu. 25 yaşındayım ve hâlâ bazı geceler günlüğüme aynı cümleyi yazıyorum: “Bir gün sıcak bir denize gireceğim.”

O yıl ilk kez gerçekten karar verdim. Arkadaş çevrem “Karadağ’a git, Adriyatik’in en güzel kıyıları orada” dediğinde içimde bir şey kıpırdadı. Karadağ kelimesi bile bana uzak ama çekici geldi. Haritaya baktım; küçücük bir ülke, ama kıyıları sanki dünyadan kopmuş gibi mavi bir çizgi.

O an sormaya başladığım soru şuydu: Karadağ’da ne zaman denize girilir?

Bu soru basit değildi aslında. İçinde beklenti, korku ve çocukça bir umut vardı. Çünkü ben sadece denize girmek istemiyordum; yıllardır biriken susuzluğumu gidermek istiyordum.

İlk temas: Adriyatik’in beklenmedik soğukluğu

Karadağ’a ilk vardığım gün Budva kıyısına yürüdüğümde hava hafif rüzgârlıydı. Güneş vardı ama o yaz güneşi gibi yakıcı değildi. İçimde garip bir heyecan vardı; sanki yıllardır görmediğim birine kavuşacakmışım gibi.

Ayakkabılarımı çıkarıp kuma bastığımda ilk düşündüğüm şey şuydu: “Burası gerçekten bu kadar mı güzel?”

Ama suya yaklaştıkça içimdeki heyecan yerini hafif bir tedirginliğe bıraktı. Çünkü deniz beklediğim gibi ılık değildi. Parmağımı suya değdirdiğim anda irkildim. Soğuktu. Hem de düşündüğümden daha soğuk.

O an içimden geçen cümleyi hiç unutamıyorum: “Ben yanlış zamanda mı geldim?”

İşte o an yeniden sormaya başladım: Karadağ’da ne zaman denize girilir? Çünkü bu his, hayal ettiğim yaz denizi değildi.

Denize giremedim o gün. Sadece kıyıda oturup suyu izledim. İçimde küçük bir hayal kırıklığı vardı. Bunu kendime bile itiraf etmek istemedim ama günlüğüme yazarken kelimeler dökülüverdi: “Beklediğim sıcaklık bu değildi. Ama yine de güzel.”

Karadağ’da denize girme zamanı gerçekten ne?

Ertesi gün yerel bir kafede otururken yaşlı bir garsona bu soruyu sordum. İngilizcem kırık döküktü ama derdimi anlatabildim. Gülümsedi ve çok net bir şey söyledi:

“June is early. Best time is July and August.”

O an kafamda bir şeyler yerine oturdu. Demek ki mesele sadece gitmek değilmiş. Zamanı bilmek gerekiyormuş. Çünkü Adriyatik Denizi bile sabırsız insanları hemen kabul etmiyordu.

İçimden geçenleri saklamadım. Gerçekten biraz hayal kırıklığı hissettim. Çünkü ben o an denize gireceğimi düşünmüştüm. Ama doğa kendi ritminde akıyordu, benim aceleme aldırmıyordu.

O gün öğrendiğim şey şuydu: Karadağ’da ne zaman denize girilir sorusunun cevabı aslında sabırdı.

Haziran başı su hâlâ serindi, Mayıs ise neredeyse sadece cesurlar içindi. Temmuz ve Ağustos geldiğinde ise deniz gerçekten “gel” diyordu.

Ama ben hâlâ erken gelmiştim.

Haziran sabrım ve içimde büyüyen hayal kırıklığı

Bunu da Okuyun: Kalbin durduğu zaman ne olur ?

Haziran boyunca Karadağ’da kaldım. Her gün sahile gittim. Her gün suya daha uzun süre baktım. Ama bir türlü kendimi suya bırakamadım.

Bir yanım “gir artık” diyordu, diğer yanım “üşürsün” diye korkutuyordu. Bu ikilem beni içten içe yoruyordu. Sanki hayatımda başka şeylerde de böyleydim; bir şeyleri hep erken istiyor, hep erken yakalamaya çalışıyordum.

Bir gün sahilde küçük bir çocuk gördüm. Hiç düşünmeden suya koştu, çığlık atarak girdi ve güldü. O an içimde bir şey kırıldı. Ben neden onun kadar cesur olamıyordum?

Kendi kendime kızdım. Ama bu kızgınlık bile denizi değiştirmedi.

Akşam günlüğüme şunu yazdım:

“Belki de mesele deniz değil. Belki de ben sabırsızım.”

Ama yine de içimde o soru duruyordu: Karadağ’da ne zaman denize girilir? Çünkü ben hâlâ o anı bekliyordum.

Temmuz’un gelişiyle değişen su ve ben

Temmuz’un ilk haftasında sabah erkenden sahile indim. Hava farklıydı. Güneş daha sert, deniz daha davetkârdı. Rüzgâr bile yumuşamış gibiydi.

Kıyıya yaklaşırken içimde tuhaf bir huzur vardı. Sanki su bana ilk kez “şimdi olabilir” diyordu.

Ayağımı suya soktum.

Bu kez soğuk değildi.

Sadece serin.

Ve o serinlik bile korkutucu değil, ferahlatıcıydı.

Derin bir nefes aldım. Uzun zamandır içimde tuttuğum tüm tereddütler bir anda çözüldü. Ve sonunda suya girdim.

O an yaşadığım şeyi kelimelere dökmek zor. Sanki yıllardır ertelediğim bir hayatın içine girmişim gibi hissettim. Su bedenimi sararken içimde garip bir hafiflik oluştu.

Gülümsedim. Hatta kendi kendime güldüm.

“Demek buymuş,” dedim içimden. “Karadağ’da ne zaman denize girilir sorusunun cevabı buymuş.”

Temmuz.

Sabır.

Ve doğru an.

O gün saatlerce denizde kaldım. Hiç çıkmak istemedim. Sanki su beni yılların yorgunluğundan temizliyordu.

“Karadağ’da ne zaman denize girilir” hakkındaki meraklarınızı giderebildiysek ne mutlu bize. Hoe ailesi olarak her zaman yanınızdayız!

Denizin bana öğrettiği şey

Karadağ’dan dönerken içimde büyük bir sessizlik vardı. Bu sessizlik kötü değildi; aksine huzurluydu. Çünkü bir şeyi anlamıştım.

Hayatta bazı soruların cevabı sadece bilgi değilmiş. Bazen “Karadağ’da ne zaman denize girilir” gibi basit görünen bir soru bile, aslında insanın kendi sabrını, kendi aceleciliğini ve kendi beklentilerini gösteriyormuş.

Ben orada sadece denize girmedim. Aynı zamanda kendimle yüzleştim.

Kayseri’ye döndüğümde günlüğüme son bir cümle yazdım:

“Bazen doğru zaman gelmeden hiçbir deniz seni kabul etmiyor.”

Ve artık biliyorum ki, Karadağ’ın mavisi sadece su değil. Aynı zamanda beklemeyi öğrenenlerin hikâyesi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
https://www.kadimteknolojiler.com.tr https://mediapolgroup.com.tr https://kefta.com.tr Sitemap
https://tulipbett.net/